0 216 459 53 97
Sosyal Medya Hesaplarımız

Aldatan Eşin Sevgilisinin Resmi Nikahlı Eşe Manevi Tazminat Ödemesi

Aldatan eşin sevgilisinin resmi nikahlı eşe haksız eylemler nedeni ile kişilik haklarına saldırısından dolayı manevi tazminat ile yargılanır. Yargıtay Genel Hukuku bu konuda evli adam ile birlikte olan kanının da evli olan mağdur kadın eşe tazminat ödemesini kararlaştırmıştır. Bu konu ile gerekçeli olan karar aşağıda yer almaktadır. Kararı inceleyerek detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

  1. 2010/4-129
  2. 2010/173
  3. 24.3.2010

Haksız Fiil ( Davalının dava dışı eş ile eşin evli olduğunu bildiği halde cinsel ve duygusal bir ilişkide bulunduğu, diğer eşin ise bu durumun sosyal kişilik değerlerine saldırı sayıldığı, tazminata haksız fiil durumları kapsamında karar verildiği )

Aldatan Eşin Sevgilisinin Resmi Nikahlı Eşe Manevi Tazminat Ödemesi (Davalının kanun dışı eşin evli olduğunu bildiği halde duygusal ve cinsel bir ilişkide bulunduğu, diğer eşin ise bu durumda sosyal kişilik değerlerine saldırıda bulunulduğu, aldatan eşin ölmesinin sonucu hiçbir şekilde değiştirmeyeceği, manevi tazminata haksız fiil hükmü kapsamında yer verildiği )

Evli olduğu Bilinen Kişiyle Duygusal ve Cinsel İlişkiye Girmek ( evli olduğunu bilenen kişi ile cinsel ya da duygusal bir ilişkiye girilmesinin diğer eşin kişisel değerlerine saldırı olduğu, davalının ise haksız fiil hükümleri kapsamında manevi tazminat uygulanacağı )

Sosyal Kişilik Değerlerine Saldırı ( davalının dava dışı eş ile birlikte duygusal ve cinsel olarak bir ilişki yaşadığı bunu da evli olduğunu bildiği halde yaşaması, gerçekleşen bu durumun diğer eşe karşı sosyal kişisel değerlere saldırı teşkil ettiği, davalının manevi tazminata haksız fiil kapsamında uygulanacağı)

Manevi Tazminat ( Davalının kanun dışı eş ile duygusal ve cinsel ilişkide bulunduğu ve bunu evli oluğunu bildiği halde yapması, tazminata hükmünün haksız fiil kapsamında gerçekleşeceği)

Özet: gerçekleşen dava haksız fiil kapsamında yer alan ve kişilik değerlerine saldırıya ilişkin sebeplerden kaynaklanan manevi tazminat ile ilgilidir. Uyuşmazlık ise davacının eşi ile cinsel ve duygusal olarak ilişki yaşadığını mahkemenin kabulünde olan davalının, yaşanılan durumların davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği ya da hukuki sorumluluğu yerine getirip getirmediği şeklinde gerçekleşir. Evli bir kişinin başka biri ile ilişki yaşaması diğer eşin sosyal değerlerine saldırı olarak nitelendirilir. Bu durumda yasa dışı ilişki yaşayan diğer kişi de aynı şekilde suçlu kabul edilir. Böyle bir durumda ise evli olduğunu bilerek ilişki yaşayan diğer kişi de eşin sosyal değerlerine saldırı yapmış kabul edilerek bu zarardan sorumlu tutulmaktadır. Boşanma davaları buna göre değerlendirilerek bir karara bağlanır.

Davalının evli olduğunu bilerek cinsel ve duygusal bir ilişki yaşaması mahkemenin kabulünde olduğuna göre davalının sahip olduğu sorumluluk ahlaka ve adaba aykırıdır. Mahkeme kararına göre de bu şekilde kabul edilen durum haksız fiilden kaynağını alır. Sorumlu olan kişilerden birinin hayatını kaybetmesi durumunda ise teselsül ilişkisinde bulunan davalının sorumluluğu ortadan kalkmaz. Bu durum davalının hasız eyleminin varlığını da ortada kaldırmamaktadır. Bu durumdan kaynaklanan zarar tespit edilerek değerlendirilir ve kanuna uygun bir karar verilir.

Dava: Manevi tazminat davasından kaynaklı olarak yapılan yargılama işlemleri sonucunda ise; İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.04.2008 gün ve 2006/386 E.-2008/161 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 09.04.2009 gün ve 2009/10692 E.-5303 K. sayılı ilamı ile;

Dava kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat ile ilgilidir.

Kendisinin evli olduğunu bildiği halde davalının eş ile duygusal ve cinsel ilişki içerisinde bulunduğu, davalının bu eylemin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia etmesi ve manevi tazminat davası talep etmiştir.

Davalı davacının eşinden hamile kaldığını ilişkiyi bilen kişinin ise durumu kabullendiği davacının ileri sürdüğü eylem ve zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını ileri sürer. Bu nedenle de tazminat isteminin reddedilmesini ister.

Davacının eşi ile davalının duygusal ve cinsel açıdan cinsel ilişkiye girdiği ve davacının manevi zarara uğramasının davalının eylemi ile bir ilgisi bulunmadığı ve gerçekleşen bir zarar var ise bu zararın davacının eşi tarafından kaynaklandığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Karar ise davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemenin kabulüne göre ise davalının davacının eşi ile duygusal ve cinsel bir ilişki içerisine girmiştir.  Ancak burada ele alınması gereken sorun yaşanılan bu durumun davacının kişilik haklarına karşı bir saldırı olup olmadığı ile ilgilidir. Eğer bir saldırı oluşturuyor ise bunda davalının sorumluluğu olup olmadığı konularında bilgi toplanıp inceme yapılmaktadır.

Evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulması Türk Medeni Kanununun 185. Maddesinde yer alır. Bu maddeye göre eşler birlikte yaşam koşullarına uyum sağlamak, birbirlerine yardımcı olmak ve sadık kalmak zorundadır. Bu nedenle de evli bir kişinin başka bir kişi ile duygusal ve ya cinsel bir ilişki yaşaması diğer eşin kişilik değerlerine saldırı niteliği taşımaktadır. Bu durumda evliliği bilerek bir ilişki yaşayan kişi de bu zarardan sorumlu tutulmaktadır.

Borçlar Kanununun 49. Maddesi gereğince gerçekleşen somut olayda davalı davacının eşi ile birlikte bilerek duygusal ve cinsel bir ilişki yaşadığı için manevi tazminat ile yargılanır. Yerel mahkeme ise bu durumda açıklanan olguları gözetir.  Davalının bu durumda manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerekmektedir. Ancak bu durumun gereği yerine getirilmediği için istem tümden reddedilmiştir. Usul ve yasalar bakımından bu durum uygun olmadığından dolayı kararın bozulması uygun görülmüştür. Bu gerekçeye bağlı olarak oy birliği ile dosya bozularak geri çevrilmekte ve aniden yapılan yargılama işlemi sonunda mahkemece önceki kararın uygulanmasında ısrar edilmiştir.

Direnme kararı denilen bu karar neticesinde yapılan incelemeler sonucunda gereği düşünülmüştür.

Karar: Haksız eylem sebebi ile dava kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminata ilişkin istem ile ilgilidir.

Eldeki dava davacının eşi ile cinsel ve duygusal bir ilişkiye girdiği nedeni ile davalıya kişilik haklarına saldırı neticesinde açılmıştır.

Davalı ise davacının eşi ile cinsel ve duygusal bir ilişkiye girdiğini ve gerçekleşen bu ilişki neticesinde çocuğunun olduğunu kabul etmektedir. Bu durumu davacının bildiğini ancak buna rağmen ses çıkarmadığını bu durumda da tazminat isteme koşullarının olmadığını ve davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece görüşülen ve incelenen dava reddedilmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık nedeni ile davacının eşi ile duygusal ve cinsel bir ilişkiye girdiğini ve mahkemenin kabulünde olan bu davanın kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği hususunda bilgiler toplanıp buna göre bir karara varılmaktadır.

Hukukumuzda yer alan sorumluluk kaynaklarının araştırılması ve buna bağlı olarak taraflar arasında yer alan hukuki bağın irdelenmesi uyuşmazlığın çözümüne gidilmeden önce incelenmesi gereken noktalardan biridir.

 

818 sayılı Borçlar Kanunu’nda, “Borçların Teşekkülü” başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar ( md.1-40 ) ile haksız fiilden doğan borçlar ( md.41-60 ) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak, haksız ( sebepsiz ) İktisaba ( md.61-66 ) yer verilmiştir.

İncelemelere göre hukuka aykırı bir eyleme dayanmayan ya da hukuk dışı bir iradeye dayanmayan bir borç bulunmamaktadır. Hukuka göre borçların kaynağı haksız fiil, sebepsiz iktibas, sözleşme olarak kabul edilmiştir.

Sözleşme tek taraflı hukuki işlemden farklı olarak en az iki iradenin beyanını içermektedir. Bu irade beyanlarının ise karşılıklı olması gerekir. Borçlar kanuna göre sorumluluğun diğer genel kaynaklarından biri olarak görülen sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin zenginleşmesi ve fakirleşmesi arasında uygun nedensel bağ bulunduğu takdirde bu durumun hukuken geçerli bir nedene bağlanması gerekir.

Kanundan doğan borçlardan ve borç kaynağından kaynaklanan sorumluluk buna göre belirlenmektedir. Borçlar kanununda yer alan sorumluluk nedenlerinden biri de haksız fiildir. Haksız fiil ise hukuka aykırı bir eylem ile başkasına zarar verilebilmesi anlamına gelir.

Haksız bir fiilden söz edilebilmesi için ise öncelikle ortada bir hukuka aykırı fiil bulunmalıdır. Bu hukuka aykırı eylemi işleyen kişinin kanunca kusurlu sayılması gerekir. Kusurlu bir şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan fiil nedeni ile bir zarar doğmalıdır. Bu doğan zarar nedeni ile de hukuka aykırı bir nedensellik yer almalıdır. Saydığımız unsurların hepsinin bir arada bulunmadığı ve birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilden bahsetmek mümkün değildir.

Ancak bu dava tüm unsurları bulunduran haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Mesuliyet Şartı başlığı altında yer alan 818 sayılı Borçlar Kanununun 41. Maddesinde;

“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”  Hükümleri yer almaktadır.

Aynı kanunun 49. Maddesinde Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması başlığı kısmında;

Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Manevi tazminatın miktarı tayin edilirken tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumları da dikkate almaktadır. Hakim ise bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir tanzim sureti ikame ve ilave edilebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve basın yolu ile de ilanda hükmedebilir. Şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

Aynı kanunun maddesinin Müteselsil Mesuliyet başlığında yer alan hükümlere ilişkin olarak Haksız Fiil halinde başlığının 50. Maddesinde;

“Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şümulünün derecesini tayin eyler.

Yataklık eden kimse, vaki olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.” Şeklinde gerçekleşen bir düzenleme yer almaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185.maddesinde ise;

Evlilik birliği ile eşler birlikte yaşamaya razı olur ve evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak ve birbirlerine sadık kalmak zorundadır. Bunu n dışında birlikte yaşamanın gereklerini de yerine getirmek durumundadır. Haksız eylem sebebi ile sorumluluk hallerinden birisinin ahlaka aykırı; bir fiil ile bilerek başka bir kimsenin zarara uğramasına neden olur.

Yine, müteselsil sorumluluğa ilişkin düzenlemeler ile haksız eylemi birlikte gerçekleştirenler birbirinden ayırt edilmeksizin, zarar görene karşı müteselsilen sorumlu olurlar.  Somut olay irdelendiğinde ise kararın açıklanan nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilir.