0 216 459 53 97
Sosyal Medya Hesaplarımız

Velayeti Anneye Bırakılan Çocuk Soy İsmi Anne Tarafından Belirlenebilir

Evliliği bitirmek amacı ile yetkili mahkemelere yapılan başvurular boşanma davası olarak nitelendirilir. Boşanan kadınlar velayeti kendine bırakılan çocuğu soy ismi seçme hakkını babada olması nedeni ile isim davası açabilir. Açılan isim davasında isim değişikliği Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2525 sayılı soyadı kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasında “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır” şeklinde yer almaktadır. Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile birinci cümle iptal edilmiştir. Velayeti anneye bırakılan çocukların da soy ismi ise anne tarafından belirlenebilmektedir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı: 2010/119

Karar Sayısı:2011/165

Karar Günü :8.12.2011

İtiraz Yoluna Başvuran: Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi

İtirazın Konusu: 21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasının “Evliliğin feshi veya boşanma davasında çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” biçimindeki birinci cümlesinin, Anayasa’nın 10., 13. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.

1-OLAY

Davacı eşinden boşanmıştır. Eşinden boşanan ve çocuğunun velayet hakkını kendisine verilmesini isteyen davacı anne tarafından çocuğun soyadının değiştirilmesi davasında itiraz olarak kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvuru yapılmıştır.

2-İtirazın Gerekçesi

Davacı küçük çocuk(…) adına velayeten annesi (…) mahkememize dava açmıştır. Çocuğun soyadının mahkeme kayıtlarında babasının soyadı ile geçmesi nedeni ile bu soyadının çocuğu oldukça fazla rahatsız ettiği ve soy isminin okulda ve mahalle arkadaşları arasında alay konusu yapıldığı ve bu durumunda çocuğu olumsuz bir şekilde etkilediği savunulur. Bu durumdan olumsuz etkilenen çocuk okula gitmek dahi istememektedir. Oğlunun okulda iki ismi vardır. Ancak kendisine (…) isminde hitap edildiği ve bununda resmi işlemlerde karışıklığa sebebiyet verdiği ilk ismi olan (…) isminin kız ismi olarak bilinmesi nedeni ile de oğlu ile alay edildiğini belirtir. Çocuğun(…) olan isminin (…) olarak değiştirilmesi gerektiğini istediğini belirtir. Bunun dışında ise nüfusta kayıtlı olan soy isminin babanın soy ismi (….) olarak geçtiğini bu soy isminin de arkadaşları arasında dalga konusu olduğunu ve soy isminin annesinin soy ismi olan (…) olarak düzeltilmesini istemiştir.

Davacı (…)’ün, eşi (…)’dan, Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/10/2001 tarih ve 2000/618 esas, 2001/1013 karar sayılı ilamı ile boşandığı ve müşterek çocuk (…)’ın velayet hakkının anne (…)’e verildiği anlaşılmıştır.

İş bu soyadı değişikliği davası sebebiyle uygulanacak; 02/07/1934 tarih ve 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4. maddesinin; Anayasanın 10., 13. ve 41. maddelerine aykırı olduğu düşünülmekle; Anayasanın 152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.

02/07/1934 tarih ve 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4. maddesi; “Soyadı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir. Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır…”

Anayasanın 10. maddesi; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 07/05/2004 – 5170 S.K./l. mad) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür…”

Anayasanın 13. maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Anayasanın 41.maddesi; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır…”

Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/10/2001 tarih ve 2000/618 esas, 2001/1013 karar sayılı ilamı ile boşanma sonunda müşterek çocuk (…)’ın velayet hakkı tevdii edilmiş olan davacı anne (…)’ın açmış olduğu küçükle ilgili iş bu Soyadı Değişikliği davasında uygulanacak olan 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4/2 maddesinde yazılı “Evliliğin feshi ve boşanma hallerinde çocuk anasına tevdii edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” hükmünün; ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığına ilişkin Anayasanın 41. maddesi ile Kadınlar ve Erkeklerin eşit haklara sahip olduğuna dair Anayasanın 10. maddesine ve dolayısıyla Anayasanın temel hak ve özgürlüklerin Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağına ilişkin 13. maddesine aykırı olduğu ve bu itibarla iptal edilmesi gerektiği ve bu sayede uygulamada hakkaniyetin sağlanabileceği kanaatine varılmıştır.”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 4. maddesi şöyledir:

“Soyadı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.

Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde ise çocuk annesine verilmiş olsa bile babasının seçtiği adı almaktadır. Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş olursa ya da akıl hastalığı ve akıl zaifliği sebeplerinden dolayı vesayet altında bulunuyor ise evliliğin devm ettiği hallerde bu hak ve vazife kadına aittir.

Kocanın vefatı ile karı evlenmemiş ya da akıl hastalığı nedeni gibi sebeplerden dolayı vesayet altına alınmış ve evlilikte zeval bulunduğu durumlarda bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın erkeğe ya da bunların en yaşlısına hiçbiri bulunmaması halinde ise vasiye aittir.

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Boşanma başvurusu için Anayasanın 10,13 ve 41. Maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’ nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR katılımları ile inceleme toplantısı yapılmıştır. Bunlara ek olarak Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ile Celal Mümtaz AKINCI’ nın katılımlarıyla 13.1.2011 tarihinde gerçekleştirilen ilk inceleme toplantısında

  • 5.2010 tarihinde, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan gerçekleştirilmemedir. Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşı oyları ve oy çokluğu ile incelenmesine karar verilmiştir.
  • Dosyada herhangi bir eksiklik bulunmadığı için esasının incelenmesine karar verilmiştir.

 

V- ESASIN İNCELENMESİ

Anayasa kuralları ve bunlara ait gerekçeler diğer yasama belgeleri ile diğer yasama belgeleri incelendikten sonra karara varılmıştır. Buna göre;

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığına ilişkin Anayasa’nın 41. maddesi ile kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğuna dair kanun bulunur. Anayasa’nın 10. maddesine ve dolayısıyla Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağına ilişkin 13. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür

2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ilk fıkrasında, soyadı seçme vazifesi ve hakkının evlilik birliğinin reisi olan kocaya ait olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı (soyadını) alacağı hükme bağlanmıştır.

2525 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde yer alan “(…) Kanunla mevcut bütün soy adlarının nüfus kütüklerine yazdırılması ve soy adı olmayanların yeni bir ad seçerek bunu yazdırması mecburiyeti konmuştur (…)” ifadelerinden, bu Kanun’un ilk defa soyadı alınması ile ilgili düzenlemeler içerdiği anlaşılmaktadır. Ancak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun çocuğun soyadını düzenleyen 321. maddesinde yer alan “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır” hükmü nedeniyle, itiraz konusu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesi söz konusudur.

Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilerek eşitlik ilkesine yer verilmiş, ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasında ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığı belirtilerek eşitlik ilkesinin eşler arasında da geçerli olduğu vurgulanmıştır.

Eşitlik ilkesinin amacı hukuksal durumları aynı olanların kanunlara göre aynı işleme bağlı olmaları gerekmektedir. Bu kanun sayesinde ise kanun karşısında herkesin eşit haklara sahip olması sağlanır. Aynı durumda bulunan kişilerin bu ilkeyi çiğnemeleri ve topluluklara aykırı kurallar uygulanmaları kanun karşısında var olan eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Bu ilke sayesinde hukuksal olarak eşitlik sağlanmaktadır.

Soyadı seçme konularında çocuğun soyadını seçme hakkı, velayet hakkı kapsamında yer almaktadır. Velayet, reşit olmayan çocukların bakımı konusunda anne ve babaya verilen haklardan oluşmaktadır. Çocukların bakımı ve eğitimi ise malvarlığının yönetimi ve çocuğun menfaatleri konusunda hukuki temel oluşturmaktadır. Anne ve çocukların üzerindeki hakimiyet hakkı olarak bilinen velayet hem yükümlülük vhem de bir hak olarak anlaşılır.

Velayet hakkı bir başkasına devredilemez be sıkı sıkıya kişilere bağlı olan bir haktır. Miras yolu ile de bu haktan vazgeçilmesi mümkün değildir. Velayet hakkının kullanılmasının kısmen ya da tamamen üçüncü kişilere bırakılması ya da devredilmesi mümkün değildir.

4721 sayılı Yasa’nın velayet hakkına ilişkin 335. maddesinde ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velayeti altında olduğu belirtilmiştir.  Yasal sebep olmadıkça velayetin ana ve babadan alınamayacağı konusunda kanunlar belirtilmiştir. 336. maddesinde evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velayeti birlikte kullanacağı, ortak hayata son verilmesi veya ayrılık halinde hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceği kanunlar tarafından düzenlenmiştir. Ana ve babadan birinin ölümü halinde velayetin sağ kalana verilebileceği kanunlarda yer alır. Boşanma davasında ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Hükmü kanunlarca koruma altına alınmıştır.

2525 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına ilişkin gerekçede “Lâyihanın 4 üncü maddesi kanunu medenimize tevafuk etmek ve birçok ihtimalleri nazarı dikkate almak suretile Hükümetin teklifinin tadili cihetine gitmiştir. Kanunu medenimizin 152 inci maddesi kocayı evlilik birliğinin reisi olarak kabul etmiştir.